13 Şubat 2018 günü 27 saat süren ve tek aktarma yaptığımız yolculuğumuzun sonunda Güney Kore’nin Seul şehrinden, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’e geldik ve bizim için 8 aylık Asya macerası sonlanıp, Güney Amerika macerası başlamış oldu.

Kıtaya gelirken kabaca yaptığımız bir rota planı haricinde hiç bir programımız yoktu. Bu kabaca plana göre Uruguay’da İstanbul’dan tanıştığımız arkadaşlarımızı ziyaret edecektik, Patagonya’ya kış bastırmadan gidecektik, sonra yavaş yavaş kuzeye yönelip 7-8 ay sonunda Orta Amerika’ya geçecektik. Henüz Şubat ayının ortasıydı ve en azından Mart başında Patagonya’da olmak için hazırlık yapmaya başladık. Yani önümüzde 2 hafta vardı. Bu sürenin 5 gününü Montevideo’daki arkadaşlarımızı ziyarete ayırdık. Kalan sürede ise gönlümüzden geldiğince Buenos Aires’i keşfetmeye çalıştık.

Buenos Aires’te 11 gün (İlk Ziyaret)

San Telmo

Şubat 2018’de yaptığımız ilk Buenos Aires ziyaretimizde San Telmo’da konumlandık. San Telmo, Buenos Aires’in en eski mahallesi. Pop-art galerileri, geç saatlere kadar açık kalan barları, kafeleri ve duvar resimleri ile dolu sokakları ile şehrin bohem hayatının merkezi konumunda. Hangi seyahat blogunu okusak, hangi rehbere göz atsak, ziyaret edilmesi gereken bir mahalle olduğu ile ilgili önerilerle defalarca kez karşılaşmıştık. Biz de Buenos Aires’te geçireceğimiz sürenin en azından bir kaç gecesinde bu mahallede kalmaya karar verdik. Konumu çok merkezi olan Hostel Carlos Gardel isimli hostelden yer ayırttık ve hostele ulaştığımızda hem uzun yolculuktan, hem de havalimanından şehre kolayca gelemeyişimizden dolayı oldukça yorgunduk. Kendimizi yatağımıza atıp tüm bir gün odadan dışarıya adım atmadık. Koca kıta kaçmıyordu ya, ertesi gün keşfe başlardık. Odadan çıkmadığımız bu süre içerisinde içerisinde, bir önceki sene burayı ziyarete gelen çok yakın arkadaşımız Emre’nin de önerileriyle, şehirde ziyaret etmek istediğimiz yerlerin, gitmek istediğimiz restoranların, tatmak istediğimiz yiyeceklerin listesini yaptık.

Az öncede bahsettiğim gibi, San Telmo salaş ama bir o kadar da özgün bir mahalle. Şehrin en eski mahallesi olmasının yanı sıra, şehrin merkez mahallesinin de hemen yanı başında. Pazar günleri mahalleyi bir boydan diğerine kaplayan, sonu başı olmayan bir pazar kuruluyor. Eğer Buenos Aires’i ziyaret ederseniz, bu ziyaretinizi bir Pazar gününe denk getirip bu pazarı ziyaret etmenizi ısrarla öneririm. Mahallenin en güzel yerlerinden bir tanesi Dorrego Meydanı. Meydanda her zaman bir tango gösterisi oluyor. Çevredeki kafelerden bir tanesine ilişip, gönlünüzden geldiğince tango izleyebilirsiniz. Her ne kadar Avrupa’da ve Türkiye’de nadir de olsa tango yapanları izlemiş olsak da, Buenos Aires’e adım attığımız ilk günden itibaren tüm ziyaretimiz boyunca, şehrin her köşe başında tango yapan çiftlerle karşılaştık. Dorrego Meydanı’ndaki tango gösterisi de bu estetik dansı izlemek isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir.

Florida

San Telmo’daki Peru caddesini kullanarak biraz kuzeye çıktığınızda şehrin merkezi sayılabilecek, trafiğe kapalı olan alışveriş caddesine çıkıyorsunuz. Florida isimli bu bölgedeki ara sokaklarda kendinizi kaybedebilirsiniz. Plaza de Mayo’ya batıdan gelen üç ana cadde var. Bunlardan tam batıdan geleni Avenue de Mayo. Bu caddeyi dosdoğru takip ederseniz çeşmelerle dolu Congressional Meydanı’na çıkarsınız. Plaza de Mayo’ya kuzey batıdan gelen Presidente Roque Saenz Pena Caddesi’ni takip ederseniz, Buenos Aires’in simgelerinden bir tanesi olan dikilitaş’a (obelisk) ulaşabilirsiniz. Şehrin her yerine ulaşım otobüs ve metro ile kolay olsa da, biz ilk üç günümüzde sadece yürüdük. San Telmo ve Florida’nın altını üstüne getirdik. Güney Amerika ve Arjantin mutfağı ile ilk kez tanışan bizler için bu yürüyüşlerimizde eşsiz yemekler tattık. San Telmo’da köşe başlarından Choripan denilen sosislerden yedik. Özellikle Uruguay, Arjantin ve Şili’de daha sonra bir çok çeşidiyle karşılaşacağımız Empenadas isimli hamur işi ile kaldığımız hostelin hemen yanı başındaki San Telmo Marketi’nde (Mercado San Telmo) tanıştık. Tüm Güney Amerika seyahatimiz boyunca daha sonra yine bir çok kez farklı çeşidini deneme şansına sahip olduğumuz Alfajores isimli kurabiye ile de Florida’da Havana isimli kafede ilk kez karşılaştık. Eğer imkanınız olursa size önerim kendinizi Buenos Aires sokaklarına bırakın. Karşınıza bir çok lezzetli tad çıkacaktır.

La Boca

Dördüncü günümüzde şehrin en renkli mahallesi olan La Boca’yı ziyaret ettik. Maradona’nın mahallesi, Boca Juniors isimli efsanevi futbol kulübünün ve stadyumu La Bombonera’nın evi, Buenos Aires’in 47 mahallesinin en meşhur olanı La Boca, Buenos Aires’e gelindiğinde ziyaret edilmesi mutlak olan bir yer. Burayı ziyaret etmek için bir çok tur organizasyonu olsa da, biz tercihimizi kendi kendimize gelmekten yana kullandık. Her ne kadar kaldığımız San Telmo mahallesinden yürüme mesafesinde olmasına rağmen özellikle ilk günlerde güvenlik ile ilgili duyduğumuz ve okuduğumuz şeylerden sonra şehiriçi otobüsleri ile gelmeyi uygun bulduk.

San Telmo’nun içinden geçen 29A ve 29B numaralı otobüsler doğruca La Boca’nın en renkli bölgesi olan El Caminito’ya gidiyor. Biletler biz kullanırken kişi başı 2.70 peso idi. Biz bu renkli mahalleyi iki kez ziyaret ettik. İlkinde otobüs ile gittik geldik ve ikincisinde otobüs ile gittik ancak yürüyerek geri döndük. Güvenlik ile ilgili sıkıntıların olduğu doğru ve dikkatli olmakta fayda var. El Caminito çok sayıda turist ve bununla doğru orantılı bir şekilde çok sayıda güvenlik görevlisi ile dolu ve La Boca’nın diğer kısımlarıyla karşılaştırılamayacak şekilde güvenli. Ancak mahallenin diğer kısımları için aynı şeyi söyleyemiyorum. Burayı ikinci kere ziyaret ettiğimizde ise San Telmo’ya yürüyerek geri dönük ve herhangi bir olayla karşılaşmadık ancak tedirgindik. Kameramızı, telefonumuzu çantamızda tuttuk ve çantalarımızı da önümüzde taşıdık.

Mahallenin en civcivli bölgesi El Caminito. Renkli sokakları, her köşe başında konumlanmış sokak sanatçıları ve restoranları ile biraz fazla turistik ancak görülmeye kesinlikle değer bir bölge. Biz o renkli binaların ve grafitilerin önünde kendimizi kaybettik ve fotoğraf çekmeye doyamadık. Bir kaç blok doğuda La Boca’nın El Caminito ile belki de eşdeğer tanınırlıktaki yapısı, Boca Juniors’un mabedi La Bombonera bulunuyor. Bizim bu mahalleyi ikinci ziyaret etmemizin sebebi bu mabedi bir de maç günü ziyaret etmekti. Futbolla ilgilenen herkes mutlaka Boca Juniors’u ve meşhur taraflarlarını duymuştur. Maç günleri La Bombonera’nın çevresi adeta bir karnaval yerine dönüyor. Ziyaretiniz maç gününe denk gelsin ya da gelmesin. El Caminito’dan sadece bir kaç blok ötedeki bu bölgeyi ziyaret etmeyi aklınızdan çıkarmayın. Yol üzerinde futbol efsanelerinin, özellikle Maradona’nın, bir çok grafitisini göreceksiniz.

Recoleta Mezarlığı

Bir başka günümüzde ise şehrin en çok ilgi çeken bir başka mahallesi olan Recoleta’yı ve şehrin en meşhur mezarlığını ziyaret ettik. Mimari olarak çok ilginç ve etkileyici yapılar barındıran bi şık mahallede, bir çok park ve az öncede bahsettiğim gibi ilginç bir mezarlık bulunuyor.  Mezarlığın içi adeta bir şehir gibi. Buenos Aires Güney Amerika’daki ilk ziyaret ettiğimiz yer olduğu ve daha önce Latin Amerika’da herhangi bir mezarlık ziyaret etmediğimiz için neyle karşılaşacağımız hakkında çok bir fikrimiz yoktu. Daha önce Paris’teki mezarlıkları ziyaret etmiş ve oralardaki mozaleler ilginç gelmişti. Ancak bu mezarlıkta şaşkınlıktan kendimi alamadım. 5.5 hektarlık bir alanı kaplayan mezarlık 4691 anıt/mozaleden oluşan adeta bir anıtlar denizi. Art Deco, Art Nouveau, Barok ve Neo-Gotik tarzı mozalelerin oluşturduğu bloklar arasındaki sokaklarda kendimizi kaybettik. Her mozale bir aileye ait ve her biri birbirinden farklı tasarıma sahip. Bir çok ünlü şahsiyetin mezarları da burada bulunuyor. CNN’in 2013’te yayınladığı bir listeye göre de dünyanın en güzel 10 mezarlığından bir tanesi imiş. Biz içeride 1,5 saat kadar zaman geçirdik. Size de önerim Buenos Aires’i ziyaret ederseniz, burayı pas geçmeyin.

Buenos Aires’i İkinci Ziyaretimiz (3 gün)

Şubat ayının ikinci yarısındaki ilk ziyaretimizi 11 gün ile kısıtlı tutmuştuk. Çünkü Patagonya’yı ziyaret etmek istiyorduk ve kış yaklaşıyordu. Dolayısıyla güney yarım kürede kış bastırmadan, hemen Mart ayının başında Patagonya’yı ziyaret ettik. Patagonya’dan sonra Şili’yi ve Arjantin’in orta bölgelerini ziyaret ettikten sonra Nisan ayının sonunda Buenos Aires’e tekrar geldik. Bu sefer şehrin biraz kuzeyinde kalan Belgrano mahallesinde Analia isimli bir arkadaşımızın evinde konakladık. 3 gün geçirdiğimiz ikinci ziyaretimizde şehrin gece hayatının yoğun olduğu Palermo bölgesini keşfetmeye çalıştık.

Palermo

Buenos Aires’in en büyük mahallesi olan Palermo, şehrin yabancı yoğunluğunun yüksek olduğu bir yer. Alışveriş mağazaları, butikleri, pazar alanları, sanat ve kültür aktivitelerinin de yoğun olduğu bu mahalle için şehrin en havalı mahallesi de diyebiliriz. Haftasonları Serrano Meydanı ve Armenia Meydanı’nda el işi ürünlerin sergilendiği bir çok tezgah bulabileceğiniz gibi, mahallenin diğer sokaklarında da bir çok modern mağazayı ziyaret edebilirsiniz. Buenos Aires gece hayatının da çok hareketli olduğu Palermo mahallesi eğer partilemeyi seven ziyaretçilerden iseniz size ilaç gibi gelecektir. Biz Buenos Aires’e yaptığımız bu üç günlük ikinci ziyaretimizde MALBA’yı (Buenos Aires Latin Amerika Sanat Müzesi) ve Botanik Bahçeleri ziyaret ettik.

Tango / Milongo Etkinliği

Bir akşam evinde kaldığımız arkadaşımızın davetiyle Palermo yakınlarındaki Plaza Barrancas de Belgrano Parkı’nda gerçekleşen bir tango buluşmasına gittik. Tango severler bir telefon uygulaması ya da web sitesi sayesinde şehirdeki tango etkinliklerinden haberdar oluyorlar ve tango yapmak için buluşuyorlar. Haftanın her günü şehrin bir başka yerinde, başka bir tango buluşması oluyor. Bizim şansımıza da o gün, kaldığımız eve çok yakın olan bu parkta bir buluşma gerçekleşti. Etkinliğe katılan tango severler çok temel olan bir kaç kıyafet kuralının haricinde cafcaflı bir kıyafet giymiyorlar. Dikkat edilmesi gereken bu kıyafet kuralı sadece ayakkabılar ile ilgili. Dans etmek isteyenler tangoya uygun ayakkabı giymeliler. Birbirini tanımayan onlarca kişi tango müzikleri eşliğinde dans ediyorlardı. Biz oraya etkinliğe katılmak değil, sadece izlemek için gitmiştik ve bu estetik dansı en doğal haliyle izleme şansına sahip olduğumuz için çok memnunuz.

  • Eğer bu tür bir etkinlik ile ilgileniyorsanız Hoy Milonga isimli siteden şehirdeki tango etkinliklerinin yerlerini ve saatlerini takip edebilirsiniz.

Buenos Aires’te Güvenlik

Buenos  Aires’deki güvenlik problemleri hakkında daha önce bir çok hikaye duymuştuk. Ancak durum nasıldır, nelere dikkat etmemiz gerekiyor diye hiç bir ön araştırma yapmamıştık. Kıtaya geldikten sonra yaptığımız sohbetlerle, okuduğumuz rehberlerle bu durumun sadece Buenos Aires’e özel değil, kıtanın genelinde bir güvenlik problemi olduğunun farkına vardık. Asya seyahatimizde aklımızın ucuna gelmeyecek şeylere dikkat etmeye başlamalıydık. Mesela özellikle şehir merkezlerinde telefonumuzu çıkarıp fotoğraf çekerken dikkatli olmamız gerektiğini, akşamları bazı şehirlerde dışarıda yürümenin çok güvenli olamayabileceğini bilmiyorduk. Şu ana kadar Güney Amerika’da 8 ay geçirmiş bir gezgin olarak diyebilirim ki, kıtanın genelide dikkat edilmesi gereken temel unsurlar var. Bir çok hikaye duymuş olsak, gözümüzün önünde soyulan insanlar olsa da, bizim başımıza şu ana kadar olumsuz bir şey gelmedi. Dediğim gibi olumsuz şeylerle dünyanın her bir köşesinde karşılaşılabilir. Güney Amerika’da az biraz daha dikkatli olmakta fayda var.

 

Buenos Aires’in tadı damağımızda kaldı. Benim için en akılda kalan tarafı Arjantin’in meşhur “Asado” ızgara restoranları oldu. Tam bu noktada hemen bir restoran önerisi vereyim: El Remanso. Sınırsız et kişi başı 10 Euro civarında. Menüdeki istediğiniz etlerden istediğiniz kadar sipariş edebilirsiniz. Salata barı, mezeleri de yanında ücretsiz. Sadece kişi başı ücreti ve içtiğiniz içeceği ödüyorsunuz. Bizim dar bütçemizin biraz üzerinde olsa da fiyat, Buenos Aires’e gelmişken bu deneyimi kaçırmayın derim.

Kasia için ise şehrin en etkili tarafı ise San Telmo’daki eski köşebaşı kafeleri. Bazı kafeler yüzlerce yıllık. Daha ilk saatimizde, otobüsten inip San Telmo’ya gelir gelmez kendimizi bunlardan bir tanesine atarak Güney Amerika seyahatimize başlamıştık. Eğer bu güzel şehre bir kez daha gelir isek aynı ritüeli izleyeceğimizden şüphem yok.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here