Japonya’ya Giriş

Basel’deki yurt arkadaşım Fabian ile telefonda görüştüğümde aslında beni uyarmıştı; “Onur Temmuz, Ağustos aylarında ciddi anlamda sıcak oluyor burası, emin misiniz bu tarihlerde burayı ziyaret etmek istediğinize?” Fabian ile Basel’de aynı yurtta kalıyorduk ve bir kaç yıl önce Basel’den Japonya’ya taşınmıştı. Bu sırada Konur’da Japonya’da iken aramıza katılacaktı. Hem Fabian ile tekrar görüşecek olmam, hem de Konur’un aramıza katılıp bir kaç ay boyunca bizimle seyahat edecek olması Japonya’ya giderken beni heyecanlandırıyordu.

Kafa Bi Dünya rotamızdaki Güney Kore‘den sonraki ülke olan Japonya’ya Busan kentinden uçakla geldik. Japonya ziyaretimizden önce planlarımız bu güzel ülkede en azından 4 hafta geçirmek ve sırasıyla Tokyo, Fujikawaguchiko, Kyoto, Osaka, Okayama, Hiroshima ve Nagasaki’yi ziyaret edip Tayvan’a gitmekti. Aslında Japonya’nın pahalı olduğunu ve Fabian’ın sıcaklık uyarılarını hesaba katıyorduk. Ancak bu iki zorlu koşula çok fazla dayanamadık ve bu ilginç ve burada seyahatimizi planladığımızdan kısa kestik ve rotamızın Osaka’ya kadar olan kısmını tamamlayabildik. Gelecek yıllarda daha uygun bir mevsimde ve bütçemizi sadece bu seyahate göre ayarlayarak bu ülkeyi tekrar ziyaret etmek istiyoruz.

HAYALLER vs. GERÇEKLER

Japonya’ya gelmeden önce fazlasıyla çılgın, ahlaki kuralların bambaşka bir boyutta işlediği ve teknoloji cenneti bir ülke hayal etmiştim. Belki de bu yüzden Japonya beni şaşırtan ülkelerden bir tanesi oldu. Tamam, Japonya teknolojik bir ülke ancak bir önceki ziyaret ettiğimiz ülke olan Güney Kore ile karşılaştırdığımda bence Japonya Güney Kore’den gündelik hayatla içiçe geçmiş teknoloji anlamında daha ileride değil. Tuvaletler fantastik, otomatlar kafa açıcı ama iş her daim elimizin altında olan teknolojik ürünlere geldiğinde bence Güney Kore bir adım daha ötede.

Beklentilerimin farklı bir şekilde karşılandığı durum ise ülkenin ve toplumun ahlaki kurallarının bambaşka işlemesi oldu. Toplum bilinci bu kadar farklı gelişmiş bir ülke beklemiyordum. Tokyo’ya adım attığımız andan itibaren insanların çok yalnız ama yine de bireysel olmadıklarını hissettim. Sosyoloji uzmanı değilim, burada yazdıklarım naçizane gözlemlerime dayanıyor. Benim gördüğüm ise her bireyin sadece toplum için yaşıyor olmasıydı. Japonya’yı ülke ya da toplum olarak bir vücut gibi hayal ettim. Her birey ise bu vücudun hücreleri gibi. Toplumda düzensizliğe, toplumsal normlara uymayan aykırılığa izin yok. Aykırı olursan da aynen vücudun hastalıkla savaşması gibi acımasız ve anlayışsız bir şekilde o düzensizliği toplumdan kopartma ya da sindirme içgüdüsü var. Belki de bu yüzden biz yabancılar Japonlar’ı çok onurlu bir topluluk olarak görüyoruz. Benim gözlemlediğim de bu “onurlu” yaşama felsefesinin topluma uygun olarak yaşama felsefesi olması. Toplumun yararı ya da çıkarı önemli. Bireysel onur kavramı bence söz konusu değil. Yüz kızartıcı bir sebeple yaşamına son vermeye karar veren Japonların en büyük motivasyonu kendilerini toplumdaki “hasta” hücre olarak görmeleri ve toplumun bu hasta hücreden kurtulması gerekiyor. Hiç bir Japon’un herhangi bir aykırılık yaptığını ya da kuralların dışında davrandığını gözlemlemedim. Meşhur mafya örgütlenmesi Jakuzalar’ın bile kendilerine göre topluma karşı bir sorumlulukları var.

Daha önce hayranlıkla izlediğim ve okuduğum Japon kültürünün beni bu kadar şaşırtacağını ve açık söylemek gerekirse biraz da yadırgayacağımı tahmin etmiyordum. Tokyo’da bir havai fişek gösterisini izlemek için gittiğimiz bir köprünün başındaki polis barikatını ve halkın 50’şer kişilik gruplarla arkadan ve önden sarmalandığı polis kordonu eşliğinde tek yöne doğru ilerleyerek (durmadan) izlemek zorunda olduğunu gördüğümde, neden tek bir kişi bile bu garip uygulamaya itiraz etmiyor diye hayıflanmıştım. Ama burası Japonya idi ve eğer bir kural var ise bu kural toplum içindir ve sorgusuz itaat edilmelidir. Bizde ya da diğer ülkelerde de garip uygulamalar olabiliyor, ancak sadece kendi ülkemde değil, herhangi başka bir ülkede böyle bir uygulama olabileceğini ve insanların buna koşulsuz itaat edebileceklerini hayal dahi edemiyorum.

Polis kordonunda yürüyerek havai fişek izlemek.

Seyahatimiz sırasında beklentilerimle doğru orantılı olarak kültür hazinesi çok ama çok zengin bir ülke ile karşılaştım. Ama bu sefer Japonya’nın dolayı değil de kendi cahilliğimden dolayı içim biraz buruk. Mesela Japonya’da geçirdiğimiz süre boyunca bir kaç şehir ve bu şehirlerde sayısız mahalle ve tapınak ziyaret ettik. Keşke daha fazla imkanım olsaydı da ziyaret ettiğimiz şehirlerin, mahallelerin, tapınakların hikayelerini daha fazla idrak edebilseydim. Geyşaların hayatlarını ve tarihlerini, yerel Japon korku figürleri hakkındaki masalları, tarihi kahramanların efsanelerini bilseydim. Ama kendimi yine de bir sonraki Japonya seyahatine hazırlıyorum. Kyoto şehrindeki köprülerin tarihlerini ve üzerinde savaşan samurayların hikayelerini tekrar okuyup, bir sonraki ziyaretimde orada bulunduğumda sahneleri zihnimde canlandırmak istiyorum. Eğer siz de Japonya’ya seyahate giderseniz, lütfen gideceğiniz şehirlerin tarihlerine ve en azından tarihi kahramanlarının efsanelerine göz atın derim.

Fushimi Inari Tapınağı Kapıları.

Japonya’da Bütçe

Ülke genel anlamda pahalı. Hatta bu yazıyı yazarken Kafa Bi Dünya başladığından beri ziyaret ettiğimiz tüm ülkelerden en pahalısı Japonya diyebiliriz. Günlük harcamalar görece pahalı olmasına rağmen bütçemizdeki en büyük deliği şehiriçi ve şehirlerarası ulaşım masrafları açtı. Ülkenin demiryolu sistemi çok kapsamlı. Hızlı trenler ile bir şehirden bir başka şehre göz açıp kapayıncaya kadar gidebiliyorsunuz. Ancak size önerim Japonya’nın dışındayken satın alınabilen 7, 14 ve 21 gün süre geçerli Japan Rail Pass isimli kombine tren biletlerinden edinmeniz. Fiyatları ucuz değil. 7 günlük – 257$, 14 günlük – 411$ ve 21 günlük 527$. Fiyatlar gözünüzü korkuttu mu? Korkutmasın, zira Japonya’da iken tek bir bilete ödeyeceğiniz meblağ bu fiyatlarla yarışır. Biz Tokyo – Fuji arasını otobüs ile aştık. Fuji, Kyoto arasında ise hızlı trenle bir kaç saat olan yolu 7 aktarma yaparak 12 saatte aldık. Fuji – Kyoto arası için ödediğimiz meblağ tüm aktarma ve yerel trenlere rağmen yine 70 € oldu. Eğer Japonya’yı tekrar ziyaret edersem kesinlikle kombine biletlerden edineceğim.

Tokyo’da iş çıkışı saati tren bekleyen insanlar.

Konaklama ücretlerinin de az olduğunu söyleyemeyiz. Tokyo’da geçirdiğimiz 8 gün boyunca kaldığımız 20 kişilik yurt odasındaki tek yatağın geceliğine 16,5 € ödedik. Benzer şekilde Fujikawaguchiko isimli kasabada yatakhaneleri hastane morglarına benzeyen kapsül hosteldeki tek kişilik kapsüle gecelik 17,50 € ödedik. Üstelik sadece akşamları saat 22:00’ye kadar duş alma imkanı olan, sabah 10:00’dan öğleden sonra 16:00’e kadar hosteli terketmek zorunda olduğumuz kötü bir kapsül hostele bu kadar para bayılmak pek keyifli değildi.

Fabian ve ben.

Japonya genel anlamda çok güzel bir ülke. Pahalı olmasına ve gözlemlediğimiz kadarıyla her ne kadar yadırgadığımız bir çok kural ve işleyişine rağmen, kültürü, efsaneleri, tapınakları ve insanlarıyla oldukça ilgimizi çekti burası. 16 gün süren Japonya seyahatimizde sırasıyla Tokyo, Fujikawaguchiko, Kyoto ve Osaka şehirlerini ziyaret ettik. Temmuz – Ağustos aylarında, havaların en sıcak olduğu zamanlarda bu ülkeyi ziyaret etmek çok mantıklı değilmiş, bunu güzelce idrak ettik. Sağlık olsun, bir daha geleceğiz..

Güney Kore yazılarımıza bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here