Bonur - Bir yıldan biraz daha fazla süredir hayalini kurduğumuz maceramızın ilk durağı Litvanya'nın ikinci büyük şehri Kaunas oldu. Varşova'dan 22:00 hareketle 8 buçuk saat sonra yerel saatle sabah 05:30'da kendimizi Kaunas'ın otobüs terminalinde bulduk. Kaunas'ta kalacak ev bulmuştuk ama ev sahibi ile akşamüzeri 20:30'da buluşacaktık. Şehri bu 15 saat içinde keşfedebilirdik. Tabi sırtımızdaki çantalardan kurtulmamız gerekiyordu.

KAUNAS

Otobüsten iner inmez soğuk hava suratımıza çarptı. Sabah ayazı olur diyorduk ama bu serinlik değil, basbaya karakış soğuğu idi. İlk önce otobüs terminalinden çok da uzak olmayan tren istasyonuna gidip sırt çantalarımızı kilitli dolaba bıraktık. Sonra da keşfe başladık.

Kaunas'ta en dikkatimizi çeken durum şehrin boşluğu idi. Yani insan yok. Şehrin en hareketli olması gereken Laisves Aleja isimli alışveriş caddesinde dükkanlar 9'dan önce açılmıyorlar. Haftaiçi olmasına rağmen şehirde ne bir sabah koşuşturmacası, ne de insan görebildik. Saat 8 civarı bu bahsettiğim cadde üzerinde bir kafe bulduk. Masaları, sandalyeleri düzenleyen çalışanları görünce sevindik. Girelim, hem boğazımızdan güzel bir kahve geçer, hem de ısınırız dedik, daha açmamışlar. Çalışanlardan biri daha açmadık ama isterseniz buyrun oturun, kahve olunca servis edeyim dedi. Yüzümüzde kocaman bir gülümseme ile kendimizi içeriye attık. Kafede geçirdiğimiz bir saat içinde de caddede dükkanın önünden geçen 10 kişi görmedik. Kaunas'ta gün ya çok geç başlıyordu, ya da Kaunas'ta insan yoktu.

Türklerin oluşturduğu bir sosyal seyahat platformu var. O platform sayesinde Kaunas'ta öğrencilik yapan Kadir isimli bir arkadaş ile tanışmıştık. Bir kaç ay önce Varşova'da buluşmuş, bira içip sohbet etmiştik. Kaunas'a gelmeden önce de tabi ki haberleştik. Şehirde buluşacaktık ancak sadece bir kaç saat görüşebilecektik. Biz kbd'dan önce Basel'de yaşıyorduk ve seyahat başlangıcı olarak Varşova'yı belirlemiştik. O sabah da zaten Kaunas'a Varşova'dan gelmiştik. Kadir ise aynı gün bizim yaptığımızın tersini yapacak, yani Kaunas'tan Varşova'ya, ertesi gün de Basel'e geçecekti. Saat 10:30'da belediye binası önünde nihayet buluştuk. Bize tüm gün eşlik etti. Kaunas zaten çok büyük bir şehir değil. Eski şehir bölgesini bir kaç saat içerisinde gezdik. Görülecek yerleri bu blogda tek tek saymayacağım, bununla ilgili yüzlerce farklı internet sitesi ve uygulama var. Ancak benim en çok hoşuma giden yerin Aleksotas isimli tepe olduğunu söyleyebilirim. Finiküler ile de çıkabilirsiniz, yürüyebilirsiniz de. Zaten dümdüz olan bir şehirde bulunan bu tepede öyle çok yüksek değil ama en azından şehri yüksekçe bir noktadan görmek hoş oldu.

Akşamüzerine doğru Kadir bizi yerel yemekleri tadabileceğimiz Berneliu Uzeigos isimli restorana götürdü. Burada şöyle bir bilgi vermem gerekiyor. Kaunas Litvanya'nın ikinci büyük şehri ve Kaunaslılar başkent Vilnius'tan ve Vilniuslular'dan pek hazetmiyorlar. Litvanya'da azımsanmayacak derecede Polonyalı nüfus mevcut ve Kaunas haricinde diğer yerlerde Litvanlar Polonyalılar ile karışmış durumda. Kaunaslılar ise kendilerini Litvanya'nın asıl yerlisi ve sahibi olarak görüyorlar.  Ancak bu yemeklerine çok fazla yansımamış. Yani Kaunas'a ve Litvanlar'a ait özel bir mutfak var mıdır diye soracak olursanız, bir kaç tad haricinde Polonya mutfağı ile çok fazla fark yok derim. Kadir'in bizi götürdüğü restoranda yediğimiz yemekler çok lezzetliydi ama lezzetler daha önce Polonya'da bir süre yaşadığımız için bize çok da yabancı değildi. Yemeğin ardından Varşova'ya gitmek üzere Kadir bizden ayrıldı ve biz de şehirde kendi kendimize keşfetmeye devam ettik.

Kafabidünya seyahatimizde görsel içerik toplamak için yanımızda getirdiğimiz dronu şehrin merkezindeki St. Michael Başmelek Kilisesi çevresinde uçuralım ve güzel bir çekim yapalım dedik ve dakika bir gol bir, dronu neredeyse kaybediyorduk. Yaklaşık 100 metre yükseklikteyken dron yavaş yavaş istediğimiz istikametin tersine dorğu ilerlemeye başladı. Problem ne olabilir acaba diye düşünürken kumandada rüzgar uyarısını gördük. Dron rüzgarda sürükleniyordu. Korku filmi gibi. İkimizin dron peşinden bir koşturması var ki, o da tam bir komedi. Neyse ki kare şeklindeki meydan çok büyük. Genişliği 70 metre civarında. O sert hava akıntısı çok sürmedi. Bir dakikalık aslında kısa ama bizim için çok uzun geçen gerginliğin ve koşuşturmacanın ardından tekrar kontrolü sağladık ve hemen inişe geçtik. Acemiliğimizin kurbanı oluyordu dronumuz. Bir daha rüzgarlı havalarda uçurmamaya and içtik kendisini. İşte burada rüzgara kapılmadan hemen önce çektiğimiz videomuzu izleyebilirsiniz:

Akşamüzeri ev sahibimiz ile buluşmadan önce biraz dinlenmek için kendimizi başka bir kafeye attık. İlk günümüz yoğun ve güzel geçmişti ama gezgin olmaktan ziyade hala turist gibi hissediyorduk kendimizi. Sanırım internetten yazışıp anlaştığımız bir başkasının evinde misafir olma fikri de biraz geriyordu bizi. Deneyimsizlik diyebiliriz buna. Bu fikri ve havayı aşmak için biraz daha zamana ihtiyacımız vardı. Bizi evinde ağırlayacak olan Albina ve eşi Pavlinus'un yaşadıkları ev şehrin biraz dışında olduğu için buluşma noktasından bizi araba ile aldılar. Albina Rusya'dan seneler önce Litvanya'ya göçmüş bir Tatar. Pavlinus ise Litvanya'nın yerlisi. Koskocaman akvaryumları ve besledikleri tarantulalarıyla ilginç bir evleri vardı. Tüm akşam ettiğimiz seyahat ve macera tandanslı güzel sohbetin ardından bize mutfakta yer hazırladılar. Kafabidünya maceramızın ilk gecesi mutfakta sonlandı.

Ertesi gün öğleden sonra Vilnius'a trenimiz vardı. Bizi istasyona bırakmayı teklif ettiler. Ama öncesinde evde kahvaltı edip şehrin biraz dışındaki Pazaislis Manastırı'nı ziyaret etmek isteyip istemeyeceğimizi sordular. Bu manastır bizim gezi notlarımızda yer alıyordu. Sorgusuz kabul ettik.



Pazaislis Manastırı baraj gölünün hemen yanıbaşında. Doğayla içiçe ve tarihi oldukça eskilere dayanıyor. Litvanya'nın en büyük manastırı olan Pazaislis 1662 yılında kurulmuş. Bu gibi yerleri yerli birileriyle ziyaret etmek gerçekten çok keyifli. Hem gezilen yerdeki rehberlerin dahi çok fazla bilgi sahibi olmadıkları konuları sizinle paylaşıyorlar. Manastırın altından girdik üstünden çıktık ve yaklaşık 45 dakikalık bir turun ardından yanıbaşındaki göl kenarında indik ve çevrede yürüyüş yaptık. Bizim Kaunas'ta en beğendiğimiz yer bu manastır ve çevresi diyebiliriz. Bir daha Kaunas'a gitme fırsatımız olursa burayı tekrar ziyaret etmek isteriz deyip Vilnius'a doğru yola koyulduk.

Pazaislis Manastırı

VILNIUS

Vilnius Litvanya'nın başkenti. Nüfusu 500 bin civarında. Kaunas'tan çok daha canlı ama turistik bir şehir. Eski şehri Kaunas'a göre daha büyük. Seyahatimizin 2. günü bu şehre vardığımızda akşamüzeri olmuştu. Tren istasyonundan önümüzdeki iki geceyi geçireceğimiz LEU Konuk Evi'ne kadar olan 3 km'lik mesafeyi yürüdük. Kasia'nın çantası benimkinden daha ağırdı ve bu bir saatlik  yürüyüş boyunca onun tarafından tek bir şikayet bile duymadan güle oynaya geçirdik yürüyüşü ya, kbd'nin kalanı için umutlarım arttı.

Kaldığımız LEU Konuk Evi yurttan bozma bir hostel gibiydi. 8. kattaki odamıza yerleştik. Hem şehre erken gelmemiş olmamız, hem de bünyemizin sırt çantalı gezgin olmaya çok da hazır olmamasından ötürü biraz yorgun hissediyorduk ve ilk günden çok da fazla şehrin detaylarına girmeden şöyle kabaca bir gezelim dedik. Konuk evinden şehir merkezine yürürken yolda Romain Gary'nin heykelini gördük. Romain Gary Litvanya asıllı Fransız bir yazar. Şafakta Verilmiş Sözüm Vardı isimli otobiyografik kitabını büyük bir keyifle ve etkilenerek okumuştum. Ancak yıllar geçtikten sonra Romain Gary'nin çocukluğunu Vilnius sokaklarında geçirmiş olduğu tamamen aklımdan çıkmış. Çocuk heykelini ve Romain Gary ismini görünce heyecanlandım.

İlk günümüzde sadece belediye meydanından, Katedral meydanına kadar olan ana turistik caddeyi baştan sona yürüdük. Bir sonraki günümüzü ise arka sokakları, Vilnius kalesini ve Uzupis isimli kendi anayasası bulunan meşhur mahalleyi ziyaret ederek geçirdik.

Burada Uzupis için ayrı bir paragraf açmak istiyorum. Uzupis mahallesi Vilnius'un eski mahallelerinden bir tanesi. Litvanca nehrin öteki tarafındaki mahalle demekmiş. Gerçekten de şehrin içinden geçen şirin bir derenin hemen öteki tarafında. Bundan 30 yıl önce tüm mahalle yoksulluğun kol gezdiği, yıkık dökük bir haldeymiş. Geceleri yabancılar tekin olmadığı için mahalleye burunlarını uzatamazlarmış. Ev fiyatları hiçbir talep olmadığı için çok düşükmüş. Mahallenin kaderi bir sanat okulunun bu mahalle yakınlarına taşınmasıyla değişmiş. Sanatçılar ucuz ve yıkık binaları satın alıp kendi sanat anlayışlarına göre restore etmeye başlamışlar ve bir süre sonra da mahalle sadece sanatçılarla anılır olmuş. 1997 yılında kendi anayasalarını hazırlayıp bağımsızlığını ilan etmiş. Uzupis Cumhuriyeti'nin anayasası mahallenin meydana bakan bir sokağında duvarda 23 dilde yazılı bir şekilde duruyor. Aralarında Türkçe de var. Uzupis'nun meclisi ise mahallenin girişindeki Uzupio Kavine isimle kafe/bar. Bu barda toplanan meclise de Barlamento diyorlar. Uzupis Litvayna yasalarından bağımsız değil. Yani Litvanya yasalarına göre işleyeceğiniz bir suç için polis baskını ile karşılaşmanız olası. Ancak bu Uzupisliler'i çok rahatsız etmiyor. Onlar için bağımsızlıktan söz edildiğinde akla gelen fikir bağımsızlığı. Hatta bağımsızlıklarını ilan ettikleri 1 Nisan 1997'nin her yıl dönümünde tüm mahalle bunu büyük bir parti şeklinde kutluyor. Mahallenin meydanındaki çeşmeden tüm gün boyunca bira aktığı da kulağa hoş gelen efsanelerden. Ancak mahalle ile ilgili her şey çok da güzel değil. Önceden sanatçıların ucuz olduğu için yerleştikleir bu mahalle şu an Vilnius'un en pahalı yeri. Hatta hayatında sanat adına tek bir yaratıcı şey yapmamış olan sözde sanatçılar ise mahalleyi işgal etmiş durumda. Bu durum Uzupis'in ortaya çıkış sebebini yerle bir ediyor. Artık Uzupis alternatif bir sanat merkezi değil, ticari bir sanat çöplüğüne dönmek üzere. Sanırım hayatın kendisi bu. Ancak her zamanın kendi alternatifini yaratması kaçınılmaz. Uzupis tamamen ölmeden bir gidip görmek gerek diye düşünüyorum.

Uzupis Cumhuriyeti Anayasası

  1. Herkesin Vilnele Nehri’nin yanında yaşamaya hakkı olduğu gibi Vilnele Nehri’nin de herkesin yanından akmaya hakkı vardır.
  2. Herkesin sıcak suya, kışın ısınmaya ve başını sokacak bir yere sahip olmaya hakkı vardır.
  3. Herkesin ölmeye hakkı vardır; fakat bu bir zorunluluk değildir.
  4. Herkesin hata yapma hakkı vardır.
  5. Herkesin bireysellik hakkı vardır.
  6. Herkesin sevmeye hakkı vardır.
  7. Herkesin sevilmemeye hakkı vardır; fakat bu zorunlu değildir.
  8. Herkesin bilinen veya ünlü biri olmama hakkı vardır.
  9. Herkes aylaklık yapma hakkına sahiptir.
  10. Herkes bir kediyi sevme ve ona bakma hakkına sahiptir.
  11. Herkesin bir diğerinin ölümüne kadar bir köpeğe bakma hakkı vardır.
  12. Bir köpeğin köpek olmaya hakkı vardır.
  13. Kedi sahibini sevmek zorunda değildir, ancak zor zamanlarda sahibine yardım etmelidir.
  14. İnsan bazen görevlerinin farkında olmama hakkına sahiptir.
  15. Herkesin tereddütte olma hakkı vardır; fakat bu o kişinin görevi değildir.
  16. Herkesin mutlu olmaya hakkı vardır.
  17. Herkesin mutsuz olmaya hakkı vardır.
  18. Herkes sessiz kalma hakkına sahiptir.
  19. Herkes bir şeye inanma hakkına sahiptir.
  20. Kimsenin şiddete başvurma hakkı yoktur.
  21. Herkesin kendi acizliğinin ve muhteşemliğinin farkına varma hakkı vardır.
  22. Herkes sonsuzluğa karşı gelme hakkı vardır.
  23. Herkes anlama hakkına sahiptir.
  24. Herkes hiçbir şey anlamama hakkına sahiptir.
  25. Herkesin birden fazla milliyete tabi olma hakkı vardır.
  26. Herkesin kendi doğum gününü kutlama ya da kutlamama hakkı vardır.
  27. Herkes kendi adını hatırlamalıdır.
  28. Herkes sahip olduklarını paylaşabilir.
  29. Kimse sahip olmadığını paylaşamaz.
  30. Herkesin erkek-kız kardeşi ve anne-babası olmasına hakkı vardır.
  31. Herkes bağımsız olma yetisine sahiptir.
  32. Herkes kendi özgürlüğünden sorumludur.
  33. Herkesin ağlamaya hakkı vardır.
  34. Herkesin yanlış anlaşılmaya hakkı vardır.
  35. Kimsenin başka birisini suçlu göstermeye hakkı yoktur.
  36. Herkesin kendine özel olma hakkı vardır.
  37. Herkes hiçbir hakka sahip olmama hakkına sahiptir.
  38. Herkesin korkusuz olmaya hakkı vardır.

Yenilme.

Kavgaya karşılık verme.

Teslim olma.

Vilnius'ta iki gün geçirdikten sonra bir saat uzaklıktaki Trakai Kalesi'ne gitmeye karar verdik. Şehir merkezinden otobüslerle ulaşılıyor. Biz Trakai otobüs durağına vardığımızda kara kış şehri teslim almıştı. Otobüs durağından kaleye kadar ana yoldan, dönüşte ise göl kenarından yürüyerek geldik. Tüm ziyaret sanırım 4 saat kadar sürdü. Bölgede bir çok göl ve ada var. Trakai kalesi de adalardan birinin üzerine kurulmuş. Tarihte bölge Litvanya'nın merkezi olarak kabul ediliyormuş. 14.yy'da yapılmaya başlanan kale 16.yy'da hapishane olarak kullanılmaya başlanmış 17.yy'da ise savaşlardan zarar gördükten sonra terkedilmiş. 1946 yılında ise onarım çalışmaları başlamış ve kaleyi kurtarmışlar. Şu an bölgenin en çok turist çeken yapısı konumunda. Bölgenin doğası ise inanılmaz. Hava yağmurlu ve çok rüzgarlı olmasına rağmen özellikle dönüşte yaptığımız göl kenarı yürüyüşü oldukça keyifliydi. Trakai Kalesi'nden sonra ise otobüsümüze atlayıp Riga'ya doğru yola koyulduk.



Ne Yenir & İçilir?

  • Cepelinai, peynir, et veya mantarla doldurulmuş bir çeşit mantı. Patates hamurundan yapılıyor.
  • Alus Beer Litvayna'nın en çok tüketilen alkollü içeceği. Aslında sadece Litvanya'ya özgü değil. Letonya'da da, Estonya'da da tatmak mümkün.
  • Blyneliai, tatlı ya da tuzlu olarak servis edilen bir çeşit krep. Günün herhangi bir zamanında tüketilebilir.
  • Šaltibarščiai, soğuk pancar çorbasıdır. Genellikle yaz aylarında tüketiliyor ve ülkenin en meşhur yiyeceklerinden birisi. Haşlanmış patates ile servis ediliyor. Çok benzeri Polonya'da da var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here