İlk Gün

Sabahın çok erken saatlerinde acentanın önünde buluştuk. Bir gün önce bizden başka iki kişinin daha olacağını söylemişlerdi ancak sabah acentaya vardığımızda o iki kişinin ziyaretlerini ertelediklerini öğrendik. Yani turda sadece biz ikimiz ve rehberler olacaktı.

İngilizce konuşabilen rehberimiz Fernardo ile tanıştık ve bir araca binip 100 km güneydeki Nauta isimli yine nehir kenarındaki kasabaya ulaştık. Bazı turlar sizi Iquitos’tan tekne ile alıp, gideceğiniz yere götürüyor ama Pacaya Samiria için en hızlı yol bu. Zira Nauta’dan bineceğimiz tekne ile de saatlerce sürecek olan yolculuk bizi bekliyordu. Eğer Iquitos’tan tekne ile buraya ulaşmaya çalışsak çok daha uzun sürecekti.

Pacaya Samiria Ulusal Reservi Haritası

Nautas’ta kısa bir pazar alışverişi yapıp, 3 gün boyunca bizi taşıyacak olan ahşap teknemize bindik. Teknede bizi kaptanımız Hugo karşıladı. Amazon Nehrini oluşturan iki nehirden bir tanesi olan Maranon Nehri üzerinde akıntıya karşı salınarak yol alırken, biz de etrafı izlemeye koyulduk. Bir süre sonra teknenin motorunda oluşan önemsiz bir problemden dolayı çevredeki çiftliklerden bir tanesinde durduk. Kaptan Hugo, eksik ekipmanı temin etmek için çiftlik sahibiyle görüşmeye gittiğinde, biz de etrafa bakmak ve kaslarımızı açmak için tekneden indik. Bir de ne görelim, yetişkin bir 3 tırmaklı tembel hayvan, hemen önümüzdeki ağaçta salına salına karnını doyurmakta. Hayatımızda ilk kez bir tembel hayvan ile karşılaşmıştık. Özellikle Kasia’nın heyecanı ve mutluluğu görülmeye değerdi.

Hayatımızda ilk kez yetişkin bir tembel hayvan ile karşılaştık

Çiftlikten ayrıldıktan bir süre sonra nehrin kollarından bir tanesine girdik. Aslında Amazonlar’ı Amazonlar yapan da bu tür ara kollar. Zira buralarda su çok durgun ve dolayısıyla suyun rengi de hemen değişiyor. Az önce pembemsi bulanık olan su, nehrin bu koluna girmemizle birlikte siyah kahverengi bir renge büründü. Bu nehir kolu aynı zamanda Pacaya Samiria Ulusal Reservi’nin de girişi.

Daha girişin hemen ardına gelmişken bizi Pacaya Samiria’nın ev sahiplerinden bir grup karşıladı: Amazon nehir yunusları. (Diğer adlarıyla Inia ya da Boto). Kapkara sularda yunusları izleyerek geceyi geçireceğimiz Buenos Aires isimli Amazon köyüne geldik. Tabi ki Arjantin başkentiyle alakası olmayan bu köye ismini ilk yerleşimciler görece yüksek rakımından ve temiz havasından dolayı vermişler. (Buenos Aires İspanyolca’da “İyi/Güzel Hava” anlamına geliyor.)

Buenos Aires’te ilk geceyi geçirdiğimiz kulübe.

Buenos Aires beklediğimiz kadar bakir bir köy değildi. Halk yine insan gücüyle yapılmış ahşap evlerde yaşayıp, hamaklarda uyusalar da bazı evlerin jenaratörleri ve hatta az sayıda da olsa televizyonları vardı. Gerçekten ne beklediğimizi çok bilmiyorum ama aslında bir yandan da içimizi ferahlatan bir durumdu bu. Biz çok daha “vahşi” bir yaşam süren bir Amazon köyünü sadece kendi zevkimizden ziyaret edip, bozulmasına katkıda bulunmayı tercih etmezdik. Bu demek değil ki burası bozulmuş. Sadece bu insanların, Iquitos gibi görece büyük bir kente yakın yaşayan gerçek Amazon insanlarının gündelik hayatlarına tanıklık etmek hoş bir deneyimdi. Üstelik yerli halk, o belgesellerde gördüğümüz modern dünya ile neredeyse hiç bir bağı olmayan “vahşi” Amazon yerlileriyle ya da kendi deyimleriyle “çalı adamları” ile aynı kümede anılmak istemiyorlar. Pacaya Samiria Reservi yönetimi bölgeyi ve halkı “medeniyet canavarından” korumaya çalışsa da halkın modern dünya ile daha fazla iletişim kurmak istediğini öğrendik.

Buenos Aires beklediğimiz kadar bakir bir köy değildi.

Köydeyken bize bölgede rehberlik edecek olan Grover ile tanıştık. Grover ne yazık ki İngilizce konuşmuyordu. İspanyolcamız çok kıt olmasına rağmen birlikte geçirdiğimiz 3 gün boyunca hem sıcak kanlı olması, hem de bölge hakkındaki bilgisiyle ve hikayeleriyle en çok anlaşabildiğimiz, birlikte vakit geçirmekten en çok hoşlandığımız kişiydi. Pacaya Samiria ve vahşi doğa ile çok derin bir bağı bulunan Grover, bize Pacaya Samiria’nın tüm doğal güzelliklerini ve ilginçliklerini göstermek için tetikteydi. Birlikte hayvanların izlerini takip ettik, ondan bölge ile ilgili efsaneler dinledik. Bu turun mükemmel geçmesinin en büyük etkisi Grover’a aittir. Burada yazılanların ona ulaşmayacağını bilsem de, buradan ona sevgilerimizi ve saygılarımızı tekrar iletmek istiyorum.

Pacaya Samiria ve vahşi doğa ile çok derin bir bağı bulunan Grover, bize Pacaya Samiria’nın tüm doğal güzelliklerini ve ilginçliklerini göstermek için tetikteydi.

İlk gecemizi geçireceğimiz Buenos Aires’teki kalacağımız hamakların olduğu terasa eşyalarımızı bıraktık ve güneşin batmasına yakın bir vakitte biraz kuzeydeki bir göleti ziyaret etmek için tekne ile açıldık. Amacımız bölgedekilerin “tarih öncesi kuşu” diye isimlendirdiği Hoatzin kuşunu görmekti. Gölete doğru sadece kürekler yardımıyla sazların arasında ilerliyorduk, manzara müthişti. Huzurlu ortam çığırtkan bir ses ile yarıldı. Hayatımızda ilk kez Mavi-Sarı Ara (Macav) kuşlarıyla doğal ortamında karşılaşmıştık. Grover bu kuşlar her zaman çiftler halinde yaşadığından ve eşlerden bir tanesi yitip gittiğinde, diğerinin yas tuttuğunu söyledi.

Hayatımızda ilk kez Mavi-Sarı Ara (Macav) kuşlarıyla doğal ortamında karşılaştık.

Gölete vardığımızda kayığımızı uygun bir yere yanaştırıp karaya adım attık ve Grover’ın önderliğinde Hoatzin aramaya başladık. Amazonlar’ın yemyeşil sık bitki örtüsü içerisinde sarı rengi ve punk kafası ile oldukça dikkat çekici bir kuş. Uçma konusunda çok başarılı olmadığı için Hoatzin kuşunu aramamız çok sürmedi. Grover’ın da yardımıyla elimizi koymuş gibi bulduk diyebilirim.

Amacımız bölgedekilerin “tarih öncesi kuşu” diye isimlendirdiği Hoatzin kuşunu görmekti.

Biraz daha cangıl içerisinde yürüdükten sonra kayığımıza geri geldik ve yine kürekler yardımıyla usulca nehre geri döndük. Gölet ile nehrin buluşma noktasında bizi tekrar tatlı su yunusları karşıladı. Koyu renkli su üzerinde pembe yunuslar eşliğinde nehir kolunda ilerledik ve 20 de Enero isimli komşu köyü ziyaret ettik.

Bir başka Amazon köyünü daha gördüğümüz için memnunduk. Burada bize en ilginç gelen şeylerden bir tanesi futbol sahasıydı. Daha sonra rehberimizden öğreneceğimiz üzere hemen hemen her köyün bir futbol alanı varmış ve bölgedeki köyün gençleri kendi aralarında mahalle maçından biraz hallice amatör futbol turnuvası düzenliyorlarmış. Bu etkinlik hem bölge halkının sosyalleşmesine, hem de spor yapmasına olanak sağlıyormuş. Biz 20 de Enero’yu ziyaret ederken güneş batıyordu ve köyün gençleri için de maçın sonu geliyordu.

20 de Enero’dan, geceyi geçireceğimiz Buenos Aires’e tekne ile değil, gecenin karanlığında cangılı yararak yürüyeceğimizi rehberimiz söyledi. Doğrusu gecenin karanlığında, tüm orman ahali çığırtkanlaşmışken cangılda yürüme fikri biraz ürkütücüydü ama Grover’a güveniyorduk ve kendimizi attık cangılın ortasına. Gece buranın ne kadar canlandığından ve gece hayvanlarının ne kadar gürültücü olduğundan daha önce bahsetmiştim. Dolayısıyla yol boyunca bir çok ilginç canlı ile karşılaştık. Daha köyden yeni ayrılmıştık ki, bir ağacın üzerinde daha güne yeni başlamış olan bir tarantula ile göz göze geldik. Biraz ilerlediğimizde ise bambaşka bir güzellik ile, Bambu Mantarı ile karşılaştık. Bir ara Grover etrafta yılan kokusu olduğunu ve dikkatli adım atmamızı söyledi ama o an herhangi bir yılana rastlamadık.

Yaklaşık 45 dakika boyunca karanlıkta el fenerleriyle Grover’ı dikkatlice takip ettikten sonra Buenos Aires’teki kulübemize ulaştık ve hemen akşam yemeğine oturduk. 20 de Enero’dayken Fernando yanımızdan tekne ile ayrılmıştı. Meğer biz gelmeden akşam yemeğini hazırlamak su yoluyla gelmiş. Masada Grover ile yarımyamalak İspanyolcamız ile laflamaya çalışırken, Fernando’nun bizim için hazırladığı vahşi ginepig sotesi önümüze geldi. Yemeden önce ne olduğunu sormamıştık, ama eti ağzıma attığımda bir farklılık olduğunu anladım. Daha önce ginepig denememiştik. Arayacağım bir tad değil ama ilginç bir deneyimdi. Geceyi ise doğanın tüm gürültüsüne rağmen hamakta salınarak geçirdik ve sabahın çok erken bir saatinde yeni güne başlamak için kalktık.

Geceyi ise doğanın tüm gürültüsüne rağmen hamakta salınarak geçirdik ve sabahın çok erken bir saatinde yeni güne başlamak için kalktık.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here