Üçüncü Gün

Gecenin başında cangılın tüm gürültüsünü dinleyerek uykuya dalmak zor olmuştu. Vahşi doğanın ortasında, biraz tedirgin ama daha fazla heyecanlı bir şekilde geceyi çadırlarımızda geçirirken sabah 4 civarı Grover’ın sesiyle uyandık. Cangılın gece avcılarından bir tanesi olan Kayman türü timsahları izlemek için karanlıkta tekne ile tekrar açıldık. Sadece kürekler yardımı ile nehirde yol alırken bir anda Grover “Bakın şimdi, ne yapacağım.” dedi ve elindeki feneri çevremizdeki kıyıları görecek şekilde gezdirdi ve fenerin ışığını kapattı. Belki bilirsiniz, kedi, baykuş gibi gececi hayvanların gözleri aynalı bir yapıya sahip olduğu için karanlıkta parlar. Grover fenerin ışığını kapattığı an onlarca çift gözün kıyıda hemen su üzerinde bizi izlediğini gördüğümüz an nefesim kesildi. Daha yakından görmek için parlayan gözlere doğru ilerlediğimizde ise gözlerin suya battığını görebiliyorduk. Grover bir tanesini yakından görmemiz için yakalayabileceğiniz söyledi. Timsah yakalamak mı? “Biz bazen yiyoruz da.” dedi. Evet Iquitos’taki Belen pazarında timsah tezgahlarını görmüştük. Herhangi bir canlıyı rahatsız etmek istemediğimizi, ama karada bizden kaçmadan durabilecek bir tane bulursak biraz yakınlaşabileceğimizi söyledik. O zaman yavru olanları arayalım dedi ve kayığı kıyıya yakın bir yerde ilerletmeye başladı. Bir süre sonra gerçekten bizden kaçmadan duran bir timsahla karşılaştık. O tedirgin gözlerle bizi kesiyordu, biz de onu. Etobur bir canlıya doğada bu kadar yakın olmak biraz tedirgin ediciydi. Neyse ki hayvanı çok rahatsız etmeden oradan uzaklaştık. Bu sırada Grover biraz ilerimizde kuru dallarıyla kıyıya çakılmış olan devrik bir ağaca doğru kürek çekmeye başladı. Ağaca yanaştığımızda çevik bir hareketle kayıktan atladı ve bize eliyle bir kuytuluğu gösteriyordu. Dalların arasından bize bakan Bothrops Atrox isimli bir engerek yılanı ile karşılaştık. Bu tür hakkındaki bilgiyi ise eve döndüğümüzde internetten öğrenecektik; “Bothrops Atrox, başka herhangi bir Amerikan sürüngeninden daha fazla insan ölümünden sorumludur.” Biz insanlar yaşam alanlarına burunlarını sokmasalar bu kadar çok ölüm ile ilişkilendirilmezlerdi elbette. Zehirli bu güzelliği de çok tahrik etmeden Grover kayığa geri döndü ve elimizde kendisinden az ışıkta çekilmiş titreşimli bu görüntüsü kaldı.

Zehirli bu güzelliği de çok tahrik etmeden Grover kayığa geri döndü ve elimizde kendisinden az ışıkta çekilmiş titreşimli bu görüntüsü kaldı.

Dönüş yoluna geçtiğimizde artık şafak vaktiydi ve Pucate Nehri’nde usulca yol alıyorduk. Sanırım Kafa Bi Dünya boyunca tanık olduğumuz en etkileyici gün doğumu buydu. Cangıldaki gececi canlılar hala aktiflerdi ama sesleri geceye göre azalmıştı sanki. Gürültücü gece böcekleri belli belirsiz olsa da hala duyuluyor, uluyan maymunlar ise bölgelerini işaretlemek için heybetli ve biraz korkutucu sesler çıkarıyorlardı. Grover bize her maymun kabilesinin kendi alanları olduğunu ve her sabah uluyarak bu yerleri işaretlediklerini anlattı. Bazı canlılar için dinlenme vakti gelmiş, bizim gibi gündüzcüler için ise gün yeni başlıyordu. Koyu renkli ve durgun nehir bir ayna misali, bulutlu gökyüzünü ve onlar arasından yüzünü gösteren ulu ağaçları olduğu gibi yansıtmaktaydı. Su üzerindeki ince sis tabakası gerçek ile yansıma arasındaki ince çizgiyi oluşturuyordu. Gececiler yerlerini gündüzcülere bıraktığı bu durgunluğun ortasında büyük bir sahnenin değişimini izliyor, hatta her saniyemizde farklılığı hissediyorduk. Kimseden çıt çıkmadan usulca kamp alanımıza geri döndük.

Su üzerindeki ince sis tabakası gerçek ile yansıma arasındaki ince çizgiyi oluşturuyordu.
Gececiler yerlerini gündüzcülere bıraktığı bu durgunluğun ortasında büyük bir sahnenin değişimini izliyor, hatta her saniyemizde farklılığı hissediyorduk.

Çadırlarımızı topladıktan sonra artık dönüş günümüz olmasına rağmen farklı türlerdeki maymunları izlemek için parkın daha derinliklerine doğru yol aldık. Yol üzerinde bir çok Mavi-Sarı Ara (Macaw) çifti ile karşılaştık ve karaya çıktığımız üç ayrı yerde uluyan maymunları, örümcek maymunlarını, kapuçin maymunlarını izledik. Bu sırada Grover önümüze gelen her farklı ağacı, bitkiyi bize tanıtıyordu. Karaya çıktığımız anlardan bir tanesinde Grover, Katawa isimli zehirli bir ağacın yanında durdu ve yerlilerin bu ağacın zehrini avlanmakta, kabuğunu ise sal yapımında kullandıklarını anlattı. Grover’dan Amazonlar ile ilgili bu ince detayları öğrenmek hem ilginç hem de oldukça keyifliydi.

Karaya çıktığımız anlardan bir tanesinde Grover, Katawa isimli zehirli bir ağacın yanında durdu ve yerlilerin bu ağacın zehrini avlanmakta, kabuğunu ise sal yapımında kullandıklarını anlattı.

Güneş yükseldikçe sık cangıla güneş girmese de hava ısınıyor, hava ısındıkça da dalların arasında ilerlemek güçleşiyordu. Artık 10 gibi dönüş yoluna geçtik. İlk önce Buenos Aires’e uğradık ve köyü gündüz gözüyle de dolaşmak istedik. Ancak köye girdiğimiz an çocuklar ellerinde el yapımı bilekliklerle bizi karşıladı. Bizler yabancıydık ve orada bulunmakla, yerli halk ile bu seviyede etkileşimde olmakla doğru muydu? Onlardan bir şeyler satın almamızı bekleyen çocuk gözleri gördüğümüz ve buna sebep olduğumuz için orada bulunmakla doğru mu yapıyorduk? Kasia yerli ekonomiye destek olmakla mükellef hissetti kendini ve 4 adet bileklik aldı. Ben ise hala çelişkideydim. Alışveriş faslı bittikten sonra köyü keşif için çıktık. Yine bir başka futbol maçına denk gelmiştik. Kızlar erkekler karışık, hakemlerin de görev aldığı ve çocuk seyircilerin bağırıştığı bir futbol maçı olanca curcunası ile devam etmekteydi. Yarım saatlik bir turdan sonra teknemize geri döndük ve artık Grover ile vedalaşma vaktiydi. Onun enerjisi ve sıcak kanlılığı sayesinde bu üç günü dolu dolu ve keyifli geçirdiğimizi düşünüyorduk.

Buenos Aires, Pacaya Samiria Ulusal Reservi, Peru

Pacaya Samiria’dan ayrılıp ana nehre geri dönerken artık yorgunluk bastırmıştı. Kıyıyı izleyerek geçirdiğimiz yaklaşık 3 saatlik yolculuğun ardından bizi Iquitos’a götürecek olan araca binmek için Nauta’ya ulaştık. Nauta’dan da Iquitos’a dönmemiz 1 saat kadar sürdü ve hava kararmasına yakın 3 günlük Amazon Yağmur Ormanı maceramız son buldu. Hem 3 günün yorgunluğu hem de ertesi sabah Leticia, Kolombiya’ya giden gemiye yetişmek için çok erken kalkacağımızdan pestilimzi çıkmış bir şekilde hostelimizde odamıza kendimizi attık. Amazonlar’da 3 gün çok uzun bir süre değildi ve hatta belki biraz daha yavaş bir tempo ile Pacaya Samiria’da daha fazla süre geçirmek isteyebilirdik ancak zamanımız dardı ve bütçemiz ancak bu kadarına yetiyordu. Bu 3 günü dolu dolu yaşadığımız için ise uykuya dalarken keyfimiz yerindeydi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here