Ağustos ayında ziyaret ettiğimiz Iquitos’a geliş amacımız Amazonları ziyaret etmekti. Güney Amerika rotamızda güneyden kuzeye doğru ilerliyorduk ve aslında Lima’dan sonra Ekvator’a doğru yol alırız diyorduk ancak son dakika kararıyla Amazonlar’ı kaçırmak istemediğimize karar verdik ve rotamızı biraz doğuya doğru yönelterek Peru’nun kuzeybatısında yer alan ve Loreto bölgesinin başkenti Iquitos’a gitmeye karar verdik. Iquitos’dan sonra da yine Amazon Nehri’nden devam ederek Kolombiya’ya geçecektik.

Peru’nun Loreto bölgesinde yer alan Iquitos’a karadan ulaşmak mümkün değil. Hatta dünyanın kara ulaşımı olmayan en kalabalık kenti burasıymış. Peru’dayken birbirinden tamamen farklı 3 coğrafi bölgeyi ziyaret edebilirsiniz. Bunlar okyanus kıyısı, And dağları ve Amazonlar. Iquitos ise Peru’da yapılacak Amazonlar ziyareti için en uygun yer. Aynı zamanda yine Peru’daki kadim şamanik ve bitkisel şifa yollarının ve meşhur Ayahuasca ilminin tecrübe edilebileceği en iyi yerlerden bir tanesi. Kente kara ulaşımı olmamasına rağmen son yıllarda bir çok ziyaretçi almasının en büyük iki sebebi işte bu iki alan.

Iquitos’a Ulaşım

Iquitos’a kara ulaşımı olmadığı için şehre gelebilmek için iki seçeneğiniz var: Nehir üzerinden gemi yoluyla, ya da başkent Lima’dan uçak ile. Özellikle güneyden ya da batıdan geliyorsanız ve kente nehiryolu ileulaşmak istiyorsanız bir noktaya kadar kara yolu ile gelebilirsiniz. Ancak yola devam etmek için kargo gemisiyle günlerce sürecek olan bir yolculuğa hazırlanmış olmanız gerekiyor. Eğer doğudan, Kolombiya – Brezilya – Peru sınırındaki Leticia’dan kalkan kargo gemileri ile ulaşmak isterseniz ise yine kargo gemisiyle 3 gün sürmekte, hızlı gemiler ise 9 saat civarında sürüyor.

Kentten ayrılmak için de yine aynı ulaşım türlerini tercih edebilirsiniz. Biz kente Lima’dan Latam havayolları ile ulaştık, ayrılırken ise Kolombiya sınırına, hızlı gemi ile 9,5 saat süren bir yolculuk sonunda ulaştık.

Motorsiklet ve Tuktuk Cenneti (ya da Cehennemi)

Iquitos’a kara ulaşımı olmadığı için kentte otomobil neredeyse yok denilecek kadar az sayıda. Ancak onun yerine tüm kent baştan sonra motorsiklet ve tuktuklar (motocarro) ile adeta işgal edilmiş durumda. Hiç bir trafik kuralına uymayan (belki de kural yoktur) binlerce şöför, bu kaosun ortasında bu araçları kazasız belasız nasıl kullanıyorlar, şaşılacak şey doğrusu. Gerçi biz topu topu 5 gün geçirdik bu bölgede, be bu kadar aza sürede bir kazaya karışmadığımız için bu çıkarımı yapabiliyorum.

Havalimanında kapıdan çıkar çıkmaz tuktuk söförleri etrafınızı sarıyor. Biz pazarlıkla 10 soles’e (2.70 €) anlaştığımız bir tuktuk ile merkeze 25 dakikada ulaştık. Tuktuklardayken eşyalarınıza göz kulak olmakta da fayda var. Latin Amerika’da her bir an gözünüzün kulağınızın açık olması lazım ama Iquitos’da biraz daha dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.

Kentin bir kısmı tipik bir koloni kenti. Ancak bir de yüzen evlerin olduğu Belen kısmı var ki, tüm dünyada gördüğümüz en kirli ve en tekin olmayan yerlerden bir tanesi idi. Ancak İquitos’da yapılacaklar listesinde Belen Mahallesi ve içinde kurulan Belen Marketi ziyaretleri olmazsa olmazlardan.

Iquitos’ta futbol oynayan çocuklar.

Amazon Turu

Iquitos’a geliş amacımız Amazonlar ziyareti olduğu için kente ulaşır ulaşmaz hemen bütçemize ve keyfimize uygun bir acenta bulmaya çalıştık. Ancak sokaklarda yürürken hangi acenta önünde dursak ve ayaküstü bilgi alsak, acenta dışında bizi bekleyen ısrarcı tur satıcıları ile karşılaştık. Sokaklarda “aval aval” yürürken dahi üzerinizde tur satıcılarının gözlerini hissedebiliyorsunuz. Hatta o kadar ısrarcılar ve hatta düzenbazlar ki, bilgi almak istediğinizde de sadece turu satmak için gözünüzün içine baka baka son derece doğal bir şekilde yalan söyleyebiliyorlar. Biz tüm öğleden sonramızı acentaları ziyaret ederek geçirdik. Temel olarak iki çeşit tur var; bir tanesi günübirlik ve turistik olan bir tur. Bu turda, Iquitos’un doğusuna gidiyorsunuz ve önceden hazırlanmış, gerçek olmayan yerli köylerini, kafeslerdeki hayvanları ziyaret ediyorsunuz ve akşamüzeri kente geri dönüyorsunuz. Diğeri ise daha doğal olan doğayla başbaşa kalabileceğiniz gece konaklamalı olan tur. Çevrede çeşitli ulusal reservler var ve her acenta farklı bir bölgeye götürüyor. Bazı acentalar bu reservler yerine bu bölgelerin sınırlarına yakın yerlere götürebiliyorlar. Yine acentaların anlaşmalı oldukları köylerde ya da önceden ayarladıkları kamp yerlerinde konaklıyorsunuz. Biz kentte kapı kapı dolaştıktan sonra  Amazon Green Treasure isimli acentadan Pacaya Samiria Ulusal Reservi‘ni ziyaret edebileceğimiz 3 günlük bir tur aldık.

Amazonlar ziyaretimiz ile ilgili ayrı bir yazı hazırladık. Buradan ulaşabilirsiniz.

Pacaya Samiria Ulusal Reservi

Belen Pazarı

Amazonlar ziyareti haricinde Iquitos’da 3 gece konakladık. Bunun ilk günü hostele yerleşme ve acenta ziyareti ile geçti. İkinci günümüzde Belen Mahallesi’ni pek tekin olmayan bir sözde rehber eşliğinde gezdik ama mahallenin ve marketin derinlerine inemedik. Hem pazarın kapanış saatine denk gelmiştik, hem de “sözde” rehber bazı şeyler için fazla ısrarcıydı ve turu erken bitirdik.

Kara büyü malzemelerinden, jaguar patilerine, ilginç şifalı bitkilerden, ızgarada kedi balıklarına kadar bir çok sıradan olmayan ürünün satıldığı karanlık ve hareketli Belen Pazarı yukarıda da bahsettiğim gibi Iquitos’a geldiğinizde ziyaret etmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Ancak size tavsiyem burayı rehbersiz ziyaret etmemeniz. Ziyaret esnasında ise eşyalarınıza gözkulak olmanızı şiddetle öneriyorum. Hatta mümkünse yanınıza çok bir şey de almayın derim.

Credits: Matt Wootton

İlk ziyaretimiz biraz hüsranla ve oldukça tedirginlikle geçtiği için üçüncü günümüzde Belen’e yine geldik. İlk seferimizde o “sözde” rehber bizi yolda kendi bulmuştu. Pazar girişinde rehber bulabiliriz belki diye etrafa bakınmaya başladık. Şans eseri tanımadığımız 3 yabancı gezginin turu henüz bitmişti ki, rehberlerinin yanında soluğu aldık. Bizden kişi başı 30 soles istedi ama kişi başı 15 soles’e (4 €) anlaştık.

Belen Pazarında Ginepig Tezgahı

Mahalledeki evlere yüzen evler denmesinin sebebi, aslında mahallenin sular altında olması. Ancak Ağustos ayı kurak mevsimde olduğu için sular alçaktı ve dolayısıyla nehir mahalle sokaklarını doldurmamıştı. Suyun yükseldiği seviyeyi evlerin duvarlarındaki izlerde görebiliyorsunuz. Rehber ile birlikte bir gün önce dolaştığımız Belen Pazarı’nın dış kısımlarını tekrar dolaştık. Birbirinden farklı bir çok ürünün sergilendiği tezgahlar arasında bazen şaşkın, bazen iğrenir ifadelerle dolaşırken bir süre sonra yokuş aşağı, yüzen evlerin olduğu daha marketin daha derin kısımlarına ilerledik. Fare etlerinden, ginepig etlerine, tütün saran yerlilerden, ayahuasca dahil bir çok farklı bitkinin bulunduğu tezgahları geçe geçe, başka pazar alanlarında kolay kolay göremeyeceğimiz timsah eti, jaguar patisi  tezgahlarına rastlamaya başladık. Bir süre sonra ise nehir kıyısına ulaştık.

Henüz Hindistan’ı ziyaret etmedik ancak methini çokça duyduk. Kirlilik konusunda Hindistan kadar var mıdır bilemiyorum, ancak hayatımızda bulunduğumuz, insan yaşayan en kirli yer bu nehir kıyısı olabilir. Rehberimiz bizi bir kayığa yönlendirdi ve kendimizi nehir kıyısında yer alan yüzen evlerin arasından süzülürken bulduk. Yaklaşık yarım saatlik kısa bir nehir turunun ardınan, pazar yerine geri döndük. Pazar yerindeki dönüş yolumuzda ise rehberimiz bize daha önce başka bir yerde görmediğimiz ilginç bir meyve olan Aguaje ile tanıştırdı. Görünüşü Salak meyvesine benzeyen Aguaje’nin tadı havuca benziyor ve dünyada sadece bu bölgede yetişiyormuş. Bu ilginç deneyimden sonra yine dönüş yolunda ızgara kedi balıkları ile karşılaştık. Zaten hijyenin uzaktan yakından alakadar olmadığı bu mahallede, sıcakta sergilenen onca garip etten sonra ızgara kedi balıkları normal geldi.

Daha önce başka bir yerde görmediğimiz ilginç bir meyve olan Aguaje.

Turumuz yaklaşık 2,5 saat sürdü ve rehberimiz bizi mahallenin dışına bıraktı. Ayrılırken not defterine birşeyler karalamamızı istedi. Aylar sonra bu not defterine yazdığım bu not, başka bir gezginin videosunda karşımıza geldiğinde yüzümüzde gülümsemeyle anılarımızı yad ettik.

Belen – Iquitos

Iquitos’tan Leticia’ya Hızlı Tekne’de Uzun Yolculuk

Amazonlar’da geçirdiğimiz 3 günden sonra Iquitos’a tekrar geldik ve bir gece daha konaklayıp, sabahın erken saatlerinde bizi Kolombiya sınırına götürecek olan hızlı teknenin kalkacağı limana yine tuktuk ile ulaştık. Ancak sabah erken saatlerde olduğu için tuktuku sokaktan çevirmek yerine, kaldığımız hostelden ayarladık.

Iquitos’tan Kolombiya sınırına kadar olan yolculuğumuz 9 – 10 saat civarında sürdü. Yolculuk oldukça rahatsız ve sıkıcıydı ama ne yalan söyleyeyim, Peru’dan ayrılıyor olduğumuz için buna katlanmak zor olmadı. Yolda karşılaştığı kişiler o ülke imajını çok etkiliyor. Biz de 25 gün süren Peru ziyaretimizde üzülerek söylüyorum ki, bizi kazıklamaya ya da dolandırmaya kalkmayan çok az Perulu ile karşılaştık. Aslında Peru’yu ziyaret eden diper gezginlerden duyduklarımız genellikle olumlu şeylerdi ve tüm Peru ya da Perulular kötü gibi bir şekilde tabi ki genellemiyorum bunu ama sanırım biz şanssızdık. Özellikle İquitos bu konuda bizi çok zorladı. Tuktuk söförlerinden, tur satıcılarına, hostel çalışanlarından, yolda karşılaşıp iki çift laf ettiğimiz her yerli bizden bir şekilde yararlanmaya ya da bizi dolandırmaya çalıştı. Tüm şehir turizmden geçiniyor, hatta bu durumun bu hale gelmesinde biz ziyaretçilerin çok fazla etkisi var. Halkı suçlamak kolay olanı, çuvaldızı biz ziyaretçiler olarak kendimize de batırmamız gerekiyor. Etkimiz ne yazık ki, ekonomiye katkı ve kültür alışverişi ile sınırlı kalmıyor. Belki de halkı olumsuz etkiliyoruz ziyaretimizle, bilemiyorum.

Lezzetli Kurtçuklar

Peru’ya Ekşi Veda

Kolombiya sınırına sonunda ulaştığımızda her şey bitti, ve Peru’yu ardımızda bıraktık diyorduk ki, 15 dakika içerisinde ayaküstü 3 kere göz göre göre dolandırıldık ve Peru’ya ekşi bir ruh haliyle veda ettik. Sınıra ulaştığımızda tekne bizi Peru tarafında bir adada bıraktı. Biz teknede 6 sırt çantalı gezgin idik ve yolcuların kalanımız ise yerli idi. Saat 16:45 idi ve göçmen bürosu nerede, ne yapmamız gerekiyor tek bir kişiden dahi yardım alamıyorduk. Ne bir görevli, ne de bizimle birlikte seyahat eden tek bir yerli sorularımıza cevap vermeyi bırak, dönüp yüzümüze dahi bakmadı. Tekne parkeder parketmez herkes büyük bir gürültüyle tekneden indi ve çevremizi tuktuk şöförleri sardı.

Ülke değiştirirken yapılan temel şeylerden ikisi, çıktığınız ülke göçmen bürosundan pasaportunuza çıkış damgası almak ve ardından ise giriş yaptığınız ülke polisinden de giriş damgası almaktır. Tekneden indik ve etrafımızı saran tuktuk şöförleri bağırmaya başladı, “migration!”, “migration!”.  Büronun nerede olduğunu sorduk, binersek götürebileceklerini söylediler. “Nerede? Biz yürüyelim.” dedik. Söylemek istemediler. Bunu aklım tamamen olmasa da, bir nebze alabiliyor, ekmek parasındalar. Sonunda bir şöför ile tuktuk için cüzi bir miktara anlaştık ve 700m. ötedeki göçmen bürosuna geldik. İnerken adam bizden anlaştığımız paranın kişi başı olduğu söyleyerek her birimizden para almaya çalıştı. Kabul etmeyince, geri götürmem o zaman dedi. Topu topu 700 metre gelmiştik, biz kendimiz gideriz tamam deyince de, Kolombiya tarafına geçmek için gitmemiz gereken limanın farklı bir yerde olduğunu söyledi. Biraz tartıştık ama sonunda kabul ettik. Polisten çıkış damgası aldık ve tuktuka geri döndük ve adam bizi limana bıraktı. Limanda bu sefer karşı kıyıdaki Leticia ile bu yaka arasında git gel yapan tekne sahipleri başımıza üşüştü. Bu sefer Amerikan Doları üzerinden pazarlık başladı. Sonunda bir tanesiyle kişi başı 5 dolara karşıya geçmek için anlaştık ve ücreti peşin aldı. Nehrin genişliği 300 metre yoktur. Tam ortasındayken kaptan “E sizin ülkeye girmeniz için Kolombiya göçmen bürosuna da gitmeniz lazım, o ise biraz daha kuzeyde.” dedi. E dedik, sen bunu bilmiyor muydun biz tekneye binerken. Ben anlamam, siz Leticia dediniz ve öyle anlaştık dedi. Dedim ne kadar istiyorsun oraya gitmek için. 5 dolar daha dedi kişi başı. Zaten yarımyamalak İspanyolcamız ile zar zor anlaşıyoruz. Direndik ama ikna edemedik. Sonunda parayı peşin ödedik ve 5 dakika sonra yüzen göçmen bürosuna ulaştık. Bir polis dışarı çıktı ve bize saatin 17:00’yi geçtiğini, dolayısıyla büronun kapandığını söyledi. Saat 17:05 idi. Şerefsiz kaptan bunu bile bile bizi buraya getirmişti. Daha da kötüsü aynı polis, “Neden geç geldiniz?” dedi. Peru bürosuna gittik çıkış damgası almak için dedik. Gitmemize gerek yokmuş, zaten bu büroda hem Peru, hem Kolombiya polisi bulunuyormuş. İki damgayı da aynı anda alabilirmişiz. Üstelik giriş damgasını hemen almamıza da gerek yokmuş. Ertesi gün gelsek de olurmuş. Durumu görüyor musunuz? Tamam, yol yordam bilmiyoruz da, o tekneden inerken tek bir yerli bize yardım edemez miydi, bizi uyaramaz mıydı, ya da bilgilendiremez miydi? Ya da teknede çalışan tek bir insan evladı? Ya karşıdaki tuktuk şöförlerine ne demeli. Hepsini geç yahu, o an teknesinde bulunduğumuz şerefsiz kaptana ne demeli. Ayak üstü kaç kere dolandırıldık, ve bu göz göre göre oldu, bilemiyorum. Kaptanla tartışmaya başladık, saatin geçtiğini bile bile, hatta giriş damgasını o gün almak zorunda olmamamıza rağmen bizi aldatıp oraya getirdiği için. Polisin de yardımıyla ikinci ödememizin bir kısmını geri aldık ve kendimizi Leticia’ya bıraktırdık. Ertesi gün de kasaba içinden yürüyerek göçmen bürosuna gelip Kolombiya’ya giriş damgasını aldık.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here