Buz ve Ateş Diyarı İzlanda

12 Gün Kafa Bi Dünya İzlanda

İzlanda bir ada ülkesi. Avrupa’da sayılıyor ama Grönland’a Avrupa anakarasına olduğundan daha yakın. Tam olarak ise Amerika ve Avrasya tektonik levhalarının arasında yer alıyor. Birbirinden her yıl 2 cm uzaklaşan bu levhalar sebebiyle, dünya üzerinde sismik hareketlerin en yoğun olduğu yerlerden bir tanesi. Ülke aynı zamanda buz ve ateş diyarı olarak da adlandırılıyor. Üzerinde bulunan onlarca yanardağ ve buzul ile adının hakkını veriyor.

İzlanda’ya ilk seyahatimi 2014 yılının Mayıs ayında 6 Çinli arkadaşım ile birlikte yapmıştım. Havaalanında 7 kişiyi alacak bir araç kiralamış, daha sonra adanın güneyinde, son olarak 2010 yılında püsküren Eyjafjallajökull isimli yanardağın eteklerinde kiraladığımız çiftlik evine yerleşmiş ve bu güzel ülkede 6 gün geçirmiştik. Daha öncesinde İzlanda hakkında pek bir bilgim yoktu. Hatta bu seyahat kararını Çinli arkadaşlarla birlikte aldıktan sonra da seyahatin planlamasını onlara bırakıp köşeme çekilmiştim. Turist kafasıyla 6 gün geçirdik; gittik, hiç bir turistik mekanı eksik bırakmadık, bol bol (ama çok bol) fotoğraf çektik ve geri döndük. Bu “boş” turistik geziye rağmen bu ülkeden yine de çok etkilenmiştim. Kafa olarak daha fazla uyum sağlayabileceğim birisi ile birlikte -belki de yalnız- ve daha farklı bir seyahat planı yaparak bu ülkeyi bir kez daha ziyaret etmek istiyordum.



Tam bir yıl sonra, arkadaşım Emre ile yaptığımız akşam buluşmalarından bir tanesinde Solstafir’in Fjara klibini izliyorduk. Gaza geldik, planlara başladık ve kuzey ışıklarını da yakalayabilmek adına Eylül’ün son haftası için İzlanda biletlerimizi aldık.

“Tam bir yıl sonra, arkadaşım Emre ile yaptığımız akşam buluşmalarından bir tanesinde Solstafir’in Fjara klibini izliyorduk.”

Planlama

Bir önceki seyahatimde yapamadığım, içimde kalan ne varsa Emre ile paylaştım. Örneğin, İzlanda’da yollar iki çeşit. Bir tanesi tüm araçlar için açık olan normal yollar. Bir de dağ ya da arazi yolları diye adlandırılan f-road’lar var. Bu yollara ise ancak 4×4 araçlar ile giriş yapabiliyorsunuz. Çinlilerle olan seyahatimde 2 çekişli bir aracımız vardı ve f-road sınırlarına kadar gidip, ilerleyememiştik. İzlanda doğası zaten oldukça bakir. Uygun mevsimlerde turistik yerler kalabalıklaşıyor ama yine de normal yollar üzerinde ulaşılabilecek bir çok ilginç yer hali hazırda var. F-road’lar ile ulaşılabilen yerlerde ise daha az araç ve gezgin/turist var.


Biz de gezimizi planlarken 4×4 araç kiralamayı aklımıza koyduk.
Fakat şöyle camper tarzı bir şey kiralayıp, geceleri vahşi doğada mı geçirsek, yoksa kamp yerlerinde ya da kasabalarda, bungalov/oda mı kiralasak diye uzun süre düşündük. Sonunda ise KuKu Campers‘dan 4×4 minibus tarzı bir camper kiralamaya karar verdik. İkimiz de İsviçre’nin Basel kentinde yaşıyoruz. Buradan İzlanda’ya EasyJet ile Salı ve Cumartesi günleri karşılıklı uçuş var. Biz de gidişi 29 Eylül’e, dönüşü 10 Ekim’e almak üzere İzlanda’da 11 gece 12 gün kalmaya karar verdik. Genel plana göre ise adanın çevresindeki 1 numaralı yol ile tam bir tur atarız, arada sırada ise f-roadlara gireriz diye düşünüyorduk. Bu sırada son gece hariç hep araçta gecelemeyi kafaya koymuştuk. Dolayısı ile istediğimiz an istediğimiz yerde aracı parkedip, zaman mekanı kafaya takmadan konaklayabilirdik.

Bunun dışında kuzey ışıklarını görebilir miyiz diye araştırma yaptık. Gezimiz süresince güneş akşam 6-7 civarında batacaktı. Ay da kendini pek göstermeyecekti. Yani akşamları yeterli karanlığa sahip olabilecektik. Internet’ten AuroraService.eu gibi kuzey ışık aktivitesinin takip edilebildiği siteler var. Eğer hava açık olursa, kuzey ışıkları da bizi bekliyordu.

Öncesinde planını yaptığımız aktivitelerden sonuncusu ise Silfra yarığına dalış yapmaktı. Silfra’dan ise yazının ilerleyen bölümlerinde bahsedeceğim.

Bu üç madde haricinde, hangi gün nerede oluruz, neleri görürüz diye pek düşünmeden yola koyulduk. Bir önceki sene Çinlilerle yaptığım seyahatten dolayı kendimi hazırlıklı hissediyordum. 12 gün sonunda ise beklentilerimin çok daha ötesinde bir deneyim ile geri döndüm.

Aşağıda tüm seyahat sonunda yaptığımız rotayı paylaşıyorum. Yazının bundan sonraki bölümünde ise 12 günlük İzlanda maceramızı gün gün size aktarmaya çalışacağım.

12 Gün 11 Gece Süren İzlanda seyahatimizin rotası.

 

1. Gün

1. Gün Rotası

29 Eylül’ün sabah saatlerinde Keflavik havaalanına vardık. KuKu Camper’dan bizi almaya geldiler ve 20 dakikalık yolculuk sonunda Reykjavik ve Keflavik arasındaki ofise ulaştık. Kiraladığımız aracı teslim alırken opsiyonel bir kaç malzeme daha eklettik bagajımıza. (Kiraladığımız opsiyonel malzemeler: 2 adet katlanır masa (Masalar oldukça ufak), 2 adet şezlong, 1 adet katlanır mangal, 1 adet taşınabilir ocak, 2 adet taşınabilir ocak tüpü, 1 adet araç içi elektrik dönüştürücü) KuKu ofisinde önceki gezginlerin yanlarına almadıkları ve sonraki gezginlerin kullanımı için bıraktıkları bir çok tüketim malzemesi var. Ücretsiz olarak temin edebiliyorsunuz. Biz de ilk gün işimize yarayacak ne varsa aldık ve dönerken elimizde kalan ne varsa bıraktık.

Kuku Camper’dan kiraladığımız araç.

Aracı teslim aldıktan sonra düştük yollara. Reykjavik’i ben bir sene önce görmüştüm ve açıkçası İzlanda’nın geri kalanı ile karşılaştırdığımda gözümde çok da albenisi yoktu. O yüzden planımızı buna göre yaptık ve Reykjavik ziyaretini son iki yarım güne bıraktık. Ada çevreside tam bir tur yaptıktan sonra, uçuşumuzdan bir gün önce bu şehri ziyaret edecektik. Dolayısıyla ilk gün hiç şehre girmeden, doğruca İzlanda’nın en turistik bölgesi olan Golden Circle’a bölgesine yöneldik. Bu bölgeyi ilgi çekici yerlere nokta atışı yaparak atlatmayı planlıyorduk. İlk durak noktamız Kerið krateri oldu.

Kerið krateri

Daha önceden hayatında hiç krater görmemiş birisi olarak, ilk görüşte nutkumun tutulduğu yerlerden bir tanesi idi. Daha kraterin içini görmek için tırmanırken ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum ama kraterin tepesinden aşağıdaki göle bakarken ilk bir kaç saniye hiç bir şey düşünemedim. Bacanın iç çeperinin yeşilimsi, kiremitimsi rengi ve dipteki gölün koyu maviliği görülmeye değer. Yaklaşık 3000 yaşındaki bu krater, Seydisholar ve Kerholl kraterleri ile birlikte en belirgin kraterlerden bir tanesi. Tepeden manzarayı izledikten sonra kraterin çevresinde bir tam bir tur atıp, aşağı göl kenarına inebilirsiniz. Unutmadan Kerid kraterini görmek için giriş ücreti var. 400 ISK civarında bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam.

Kerið kraterinin renkli bacası.

Geysir

Kerið kraterinden sonraki ikinci durağımız ise Geysir oldu. Kerid’in kuzey batısında kalan bu jeotermal bölge İzlanda’nın en popüler turistik yerlerinden bir tanesi. Dilimizde de gayzer olarak bildiğimiz sıcak su ya da sıcak buhar fışkırtan kaynarcaların adını aldığı yer işte burası. Geysa İzlanda dilinde fışkırmak anlamına geliyor. Adanın Haukadalur vadisinde yer alan bu bölge 10bin yıldan beri aktif durumda. Ancak bu gayzerler 1294 yılından beri çalışır haldeler. Bunların en ünlüsü ise Strokkur. Her 8-10 dakikada bir ortalama 20 m. yükseğe fışkıran bu kızgın sıcak su bacası görülmeye değer. Ancak iki seyahatimde de etrafta o kadar çok insan var ki, biraz daralmadım desem yalan olur.

Geysir bölgesindeki termal suyun sıcaklığı 100 dereceyi bulabiliyor.
Gayzerin patlamasını bekleyen ziyaretçiler.

Gullfoss Şelaleleri

Kükürt kokulu geysir ziyaretinden sonra ise hemen yakınındaki Gullfoss şelalelerine geldik. Basamak şeklinde arka arkaya çapraz şekillerde duran iki şelale var burada. İlki 11 metre, ikincisi ise 21 metre yükseliğinde. Eriyen kar sularından ötürü dökülen su miktarı yazın kışa nazaran çok daha fazla. Hvita nehrinin üzerinde yer alıyorlar. Bu şelaleler için İzlanda’nın en muhteşemleri diyemem ama yine de oldukça güzeller ve bence ziyaret edilmesi gereken yerlerden bir tanesi.

Golden Circle bölgesinde bu üç yer haricinde tabi ki ziyaret etmeye değer Thingvellir Ulusal Parkı var. Silfra yarığına da burada dalış yapılıyor. Ancak biz ilk gün haritayı elimizi alıp nereye gitsek diye plan yaparken, burasını adanın etrafında tam bir tur attıktan sonra ziyaret etmeye karar verdik.

Aracımızı bir önceki sene Çinlilerle birlikte f-road sınırına kadar gelip geri dönmek zorunda olduğumuz noktaya sürdük. Seyatimizin daha ilk gününden o giremediğim dağ yoluna sonunda girecektim. Neredeyse hava kararasıya kadar ilerledik. Rüzgar almayan, kuytu bir nokta bulmaya çalıştık. Hava iyice kararınca daha bozuk zeminde daha fazla ilerlemek istemedik ve kampımızı kurduk. İlk geceden mangalımızı hazırladık, biralarımızı açtık, karanlıkta keyif yapmaya çalışıyorduk ki, yağmur bastırdı. Aracın içine kaçmak zorunda kaldık. Şanssızlığımızdan olsa gerek, aracın ısıtıcıları düzgün çalışmıyordu. Isıtma sistemi bir çalışıyor, 5 dakika sonra duruyordu. Üstümüzdeki kat kat içlik, kıyafet ve uyku tulumuna rağmen o kadar üşüdük ki, sonraki günlerde aleti tamir ettirmemize rağmen o üşüme hissi geçmek bilmedi.

Akşam yemeği için mangal yakmaya çalıştık ama bir süre sonra yağmur bastırdı.

İşaretli nokta ilk geceyi geçirdiğimiz yeri gösteriyor.

10 YORUMLAR

  1. Fotograf ve videolar için kullandığınız ekipmanlar nedir acaba? (Makine, tripod vs.) Kıyafet önerileriniz nedir. Eylül-ekim için. Hava soğuk ama çok mu soğuk 🙂

    • Fotoğraflar için iPhone 6, Nikon D5100, Nikon AF-S DX NIKKOR 12-24mm f/4G IF-ED Zoom Lens, şu an adını dahi hatırlamadığım en hafifinden bir tripod kullandım.
      Eylül Ekim için akşamları soğuk olabileceğini düşünerek rüzgar geçirmeyen thermo bir şeyler yanınızda olsa iyi olur. Eğer camper ya da karavan tarzı bir yerde kalacaksanız içlik de almanızı öneririm. Yağmur çok büyük ihtimalle olacağı için yağmurluk ve rüzgarlık da olmazsa olmazlardan. Ekim başlarında özellikle kırsal kesimlere kar yağmaya başlar. Yani kar eldiveni gerekli değil ama eldiven, bere vs yanınızda bulunsa iyi olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here